01 Eylül 2010
27 Ağustos 2010
Sivilleşme yanlısı Cemaat ve Şürekasının Asker Sevgisi !
"Bu düşman kıskıvrak yakalama.. Ve bir zaferdir. İçtimaî bünyenin harici bir kısım eracifden temizlenme, arındırılma düşüncesiyle onu aslına irca zaferidir. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk’ün zaferler hanesinde en mualla yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs ve sezişe, bir evvelki sene selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri Mehmetçik’e teşekkürler sunulmuştu.
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rehnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar (5) berteraf edilebilsin.
Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz"
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rehnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar (5) berteraf edilebilsin.
Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz"
Sızıntı Dergisi
Ekim 1980
Yıl :2 Sayı :21
http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/son-karakol.html
20 Ağustos 2010
18 Ağustos 2010
Çocuk bakışları
DİYARBAKIR’ın Silvan İlçesi’nde seyyar satıcılık yapan evli ve 4 çocuk babası 40 yaşındaki Hacı Oruç, iftar açmak için geldiği evinde eşinin, “Yemek yapacak bir şey yoktu, yemek yok” demesi üzerine bunalıma girip, evin bir odasında kendini asarak canına kıydı.
"Yanıbaşında komşusu açken kendisi tok yatan kimse hakiki mü'min değildir." Hâkim, II, 15
17 Ağustos 2010
16 Ağustos 2010
Manyak Katya !
"" bana da acımakla vakit kaybetme montjean.
ben hayatta kendi durumumu dikkatle saptadım.
ne fazla mutluluğa, ne de fazla acıya yer bırakıyorum.
kendime güvenli ve kararlı bir yüzeysellik edindim.
zevklerim var ama iştahlarım yok.
gülüyorum, ama pek seyrek gülümsüyorum.
beklentilerim var, ama umutlarım yok.
esprilerim var, ama mizahım yok.
çok atağım ama hiç cesaretim yok.
açık sözlüyüm ama içtenliğim yok.
çekiciliği güzelliğe tercih ederim.
rahatlığı da yararlılığa tercih ederim.
güzel kurulmuş bir cümle bence anlamlı bir cümleden iyidir.
her şeyde yapaylığı seçerim! ""
12 Ağustos 2010
06 Ağustos 2010
Keşke o yün içliği giymeseydim bu sabah...
Sıcaklık 140 derece hissedilecek
Kavurucu sıcaklar Türkiye'ye adeta yerleşti. Son yılların en uzun süreli sıcak hava dalgası yaşanırken, uzun bir süre daha sıcaklıklarda düşüş beklenmiyor.
30 Temmuz 2010
Bosna Olmayalım
"Miroslav Milankoviç; her dünya barış gününde öyküsünü anlatmaya söz verdiğim çocuk... Adını ilk kez 1991 sonbaharında Belgrad'da bir savaş karşıtı gösteride duyduğum çocuk...
O yılın 20 Eylülünde orduya yeni katılmış bir grup asker arasında tartışma çıkmıştı. Grubun yarısı silahlarını bırakmayı, savaşmama-yı, diğer yarısı ise büyük bir iştahla savaşmayı savunuyordu. Ya savaşa gidecek ve daha dün arkadaş, komşu olduklarını öldüreceklerdi ya da savaşa girmeyip "vatan haini" damgasını yiyeceklerdi. O ikisini de yapamaz. Delikanlı yüreği ne komşularını öldürmeyi ne de "vatan haini" damgası yemeği kaldırır. O gün Şid kasabasının hayvan pazarında kendisini vurur. O kadar dokunur ki onun tercihi barış severlere; Miroslav Milankoviç'i barış hareketinin sembolü yaparlar.
İşte olmamak gereken Bosna, böyle tercihlere zorlar her vicdan sahibi insanı.
Böyle tercihlerde bulunmamak için yarın; kendi Bora ve Ramizlerimizi, "Mehmmedleri-mizi ve Mehmetlerimizi" mumla arar olmamak için, şimdiden haykırmaktı: "Bosna olmayalım". Olmamak gereken Bosna, Bora ve Ramizler'in mezarlarında ters döndükleri, Mi-lankoviçler'in o zor tercihe zorlandığı Bosna'dır. Olmak gereken Bosna'da Bora ve Ramizler'in el ele yürüdüğü, Mehmet'in Mehm-med'e omuz verdiği Bosna.
Hangi Bosna olmak istediğimize karar vermek gerek, geç olmadan!"
O yılın 20 Eylülünde orduya yeni katılmış bir grup asker arasında tartışma çıkmıştı. Grubun yarısı silahlarını bırakmayı, savaşmama-yı, diğer yarısı ise büyük bir iştahla savaşmayı savunuyordu. Ya savaşa gidecek ve daha dün arkadaş, komşu olduklarını öldüreceklerdi ya da savaşa girmeyip "vatan haini" damgasını yiyeceklerdi. O ikisini de yapamaz. Delikanlı yüreği ne komşularını öldürmeyi ne de "vatan haini" damgası yemeği kaldırır. O gün Şid kasabasının hayvan pazarında kendisini vurur. O kadar dokunur ki onun tercihi barış severlere; Miroslav Milankoviç'i barış hareketinin sembolü yaparlar.
İşte olmamak gereken Bosna, böyle tercihlere zorlar her vicdan sahibi insanı.
Böyle tercihlerde bulunmamak için yarın; kendi Bora ve Ramizlerimizi, "Mehmmedleri-mizi ve Mehmetlerimizi" mumla arar olmamak için, şimdiden haykırmaktı: "Bosna olmayalım". Olmamak gereken Bosna, Bora ve Ramizler'in mezarlarında ters döndükleri, Mi-lankoviçler'in o zor tercihe zorlandığı Bosna'dır. Olmak gereken Bosna'da Bora ve Ramizler'in el ele yürüdüğü, Mehmet'in Mehm-med'e omuz verdiği Bosna.
Hangi Bosna olmak istediğimize karar vermek gerek, geç olmadan!"
06 Temmuz 2010
KABLO'DA İNDİRİM
"Fırtınalı bir denizin içindeyiz, kayalara çarpmadan, akıntıya kapılmadan kendi gücümüzü ortaya koyacağız. ...İş yapacağız, iyi olursa 'Aferin Aykut' diyecekler, kötü olursa da 'Yaptık, denedik olmadı herkese teşekkürler Allahaısmarladık' diyeceğiz."
02 Temmuz 2010
27 Haziran 2010
23 Haziran 2010
Seni Görmem İmkansız, Çok Mutlusun
“gördüm ki, o meyhanede sen başka bir adamla oturuyorsun
ve çok mutlusun
ve burada
bu sokakta
kalbim yüzbin parça
yollar daralıyor
07 Haziran 2010
05 Haziran 2010
RACHEL CORRIE
bu sabahtan sonra kendimi çok daha iyi hissediyorum. oturup uzun uzun, ne kadar büyük kötülüklere muktedir olduğumuzu ilk elden keşfedişimin verdiği düş kırıklığı üstüne yazdım. oysa en ağır koşullarda bile insan kalabilme gücü ve yeteneğini keşfetmekte olduğumu da yazmalıydım, ki bunu daha önce bilmezdim. GALİBA ASLOLAN, ONUR…
çoğumuz hatta aslında hiçbirimiz, bu kadar duyarlılığa ve cesarete sahip olmadık. içimizde hissettiğimiz acının peşinden gitmedik. durduk. sonuçlarına katlanamazdık çünkü. televizyondan seyretmesi daha kolaydı. gazetelerden okumak da öyle. oturduğumuz yerden bir şeyler karaladık en fazla. öfkelendik, kaleme/klavyeye davrandık… ha, şu anda ben de farklı bir şey mi yapıyorum? hayır… bu durumda seyircilerden biri miyim? evet… insan olmak, en çok böyle durumlarda acı geliyor işte. onurdan çok zulme yakın olup bu olanlara alıştığımız zaman… umursamamaya, gazetede görünce sayfa çevirip televizyonda denk gelince kanal değiştirmeye başladığımız an… orda ölenler biz olmadığımız için mi bu kadar rahatız? yoksa kanıksadığımız için mi? ölen her herde ölüyor, giden hiçbir yerde geri gelmiyor oysa…
çoğumuz hatta aslında hiçbirimiz, bu kadar duyarlılığa ve cesarete sahip olmadık. içimizde hissettiğimiz acının peşinden gitmedik. durduk. sonuçlarına katlanamazdık çünkü. televizyondan seyretmesi daha kolaydı. gazetelerden okumak da öyle. oturduğumuz yerden bir şeyler karaladık en fazla. öfkelendik, kaleme/klavyeye davrandık… ha, şu anda ben de farklı bir şey mi yapıyorum? hayır… bu durumda seyircilerden biri miyim? evet… insan olmak, en çok böyle durumlarda acı geliyor işte. onurdan çok zulme yakın olup bu olanlara alıştığımız zaman… umursamamaya, gazetede görünce sayfa çevirip televizyonda denk gelince kanal değiştirmeye başladığımız an… orda ölenler biz olmadığımız için mi bu kadar rahatız? yoksa kanıksadığımız için mi? ölen her herde ölüyor, giden hiçbir yerde geri gelmiyor oysa…
kaynak: iç mihrak / facebook
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




